Uyanma Vaktimiz Yaklaşmadı mı Hâlâ

Aziz Karaca İcmal haziran 2019

Uyanma Vaktimiz Yaklaşmadı mı Hâlâ

Bu ne uzun bir gaflet uykusuymuş böyle?

Bu ne derin bir kış uykusuymuş böyle?

Bu ne yaman bir uyku imiş ki uyuşukiuğu, sebep olduğu görme ve işitme kaybı çağlara yayıldı ve coğrafyaları kapladı?

Hesap şuurundan uzak, derin ve karanlık vadilerde dolaşmak, uyuşukluk ve gaflet üreten her şeyle ve herkesle buluşmak, şuuru ve vicdanı öldüren her hastalığa bulaşmak…

Bütün bunlar sürmekte olan
derin gafletin olumsuz neticeleri.

İnsan… Kendisine yüklenen önemden, sırtında taşıdığı değerden ve omuzuna aldığı sorumluluktan habersiz zaman sermayesini boşu boşuna tüketen insan…

İnsan… Sayısız güneş sistemleri ile, hesapsız büyüklükteki kainat varlığı ile bütün bir âlemin, nice âlemlerin kendisi için yaratıldığından, hem de milyarlarca yıl eweiinden yaratıldığından habersiz gaflet vadilerinde dolaşan insan…

Doğup büyüğe bilmesi için, üreyip neslini sürdürebilmesi için, hayatiyetini rahat ve huzur içinde devam ettirebilmesi için en ince ayarların, milimetrik hesapların yapıldığından habersiz olarak gününü gün eden ve de günlerini heba eden insan…

Bütün bir kâinat içinde, bütün bir varlık âlemi içinde bir nokta mesabesinde olan dünya gezegeni, insana mekân olacak diye, insan soyunun hem dirisine hem de ölüsüne mekân olacak diye, adeta bütün bir kâinatın bu dünya gezegenine göre ayarlandığı gerçeğini idrak edemeyen ve bu yüzden de hata üstüne hatalar yapan insan…

“Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

O gün yalanlamış olanların vay haline!

Biz yeryüzünü dirilerle ölülere toplanma yeri yapmadık mı?” (Mürselat: 20-26).

Bütün bir kâinat içerisinde adeta insan için özel olarak yaratılan, doğması beklenen bir bebek için beşiği nasıl hazırlanırsa, yatağı nasıl süslenirse öylece süslenen dünya gezegenini, bozmak için, fesada uğratmak için çalışıpdidinen insan…

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.

O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah’a, bile bile eş koşmayın.” (Bakara: 21-22).

Kendilerinden önce bu dağlarda dolaşmış, bu deryalarda savaşmış, bu yeryüzünde bağlar becermiş, bahçeler yetiştirmiş, binalar kurmuş, evler yapmış ve zamanı gelince öteki âleme göç etmiş olan hemcinslerinden ders almayan, onların başlarına gelenlerden ibret almayan insan”.

“İnsanların hesap vakti (kıyamet günü) yaklaştı. Onlar ise, halâ bundan gaflette, yan çizip aldırmıyorlar. Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: “Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?” diye konuşurlar.” (Enbiya: 1-3).

“Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak, ‘Delidir’ demişlerdi, yolu kesilmişti.

O da, ‘Ben yenildim, bana yardım et’ diye Rabbine yalvarmıştı.

Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkâr edilmiş olan Nuh’a mükâfat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

And olsun Biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgârı

uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

And olsun Biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

Semüd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi; ‘Içimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.’

Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancmm, şımarığın biridir.

Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir. Doğrusu, onıarı denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih’e şöyle demiştik: Onları gözetle ve sabret; onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle.

Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

Nasılmış benim azabım ve uyarılarım?

Şüphesiz Biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.” (Kamer: 9-31).

Hayat Kitabmdan bu sahneleri okuyup seyrettiği halde, bu ilahi uyarıları görüp duyduğu halde hala gaflet içinde yüzmek, ömür sermayesini gaflet içinde tüketmek ne büyük nasipsizliktir.

Hâlâ neyin peşindesin ey insan! Bu hayatın bir daha tekrarı mı var ki, bir dahaki gelişte rotayı düzeltiriz deyip gaflete dalıyorsun?

“Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar?

Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi mi?

Hayır! ileride anlayacaklardır. Yine hayır! İleride anlayacaklardır.

Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?

Sizi çift çift yarattık.

Uykunuzu dinlenme vasıtası yapmadık mı?

Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık.

Üstünüze sapasağlam yedi gök bina ettik ve oraya parlak kandiller yerleştirdik.

Size tohumlar, bitkiler, sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için rüzgârların sıkıştırıp yoğunlaştırdığı bulutlardan şarıldayan su indirdik.

Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.

Sür’a üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.

O gün gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur. Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.

Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak orada ne bir serinlik, ne de bir soğuk içecek bulacaklar. Ancak kaynar su ve irin içecekler. Çünkü onlar, hesap gününü hiç beklemiyorlardı. Ayetlerimizi şiddetle yalanlamışlardı.

Hâlbuki biz her şeyi sayıp yazmıştık.

Kâfirlere şöyle denilir: ‘Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.’

Allah’a saygı duyanlar için umdukları yer, muhteşem bahçeler ve bağlar, müthiş uyumlu harika eşler ve dolup taşan kadehler vardır.

Orada, ne boş söz ne de yalan duyacaklar. Bütün bunlar, Rabbinin katından hesaplarının karşılığı verilenlerdir.

O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah’tır.

Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah’ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.

İşte o, kesin olarak gelecek olan gündür. O halde dileyen, Rabbine varan bir yol tutsun.

Biz, gelmesi yakın olan bir azapla sizleri uyardık. O gün gelecek ve her şahıs ellerinin önden gönderdiği şeylere bakacak ve inkârcı, ‘Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım’ diyecek.” (Nebe: 1-40).

10 | İcmal I haziran 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla