İslâmı Anlama ve Yaşama

İslâmı Anlama ve Yaşama

Ali GEDİK

islâm’ı ’anlama ve yaşamada Cenab-ı hakkın ‘adetullah” olarak ortaya koyduğu bırtakım çizgiler vardır.
Bu çizgilerin hepsi de bir kaideye bağlıdır. Rastgele veya tesadufi değildir.Adetullah ve ya sünnetullah dur ki,Allah (c.c) dinini insanlara peygamberleri ile göndermiştir. Burada peygamberler dinden haber vermekle kalmamışlar, onu bizzat pratik hayatta en mükemmel uygulayarak ilâhi hakikatlerin mücerredden müşahhasa, düşünceden fiiliyata geçişinde en mükemmel örneğini vermişlerdir.

Cenab-ı Hakk Kur’ân-ı Kerim’in,de, Peygamberimiz (s.a.v)Efendimiz de hadis-i şeriflerinde inanılmayacak, yaşanılmayacak, istifade edilmeyecek hiçbir şeyden bahsetmemişlerdir. ‘

İman ile ilgili âyetler ve hadisler onlara ve haber verdikleri gerçeklere inanmak içindir. Allah (c.c) kulunun kendisine inanmasını istiyor ve bunu mükafaât ve azab ile teşvik ediyor ve böylece bir noktada zorluyor diyebiliriz. Yoksa iman ile ilgili (amentüde özetlenen) bilgileri öğrenmek hiçbir şey ifade etmez.

Kul inanacak hem de inanılması gereken herşeye inanılması gerektiği şekilde inanacak. İşte adetullah burada zaruri olarak devreye giriyor ve karşımıza peygamber gerçeği, peygamber örneği çıkıyor. Peygamber gibi inanmak…

Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde  imandan sonra kulun yapmakla mükellef olduğu, yapılması istenilen birtakım ibadetler, işler, fiiller vardır ki, bunların da hiçbiri yapılmasa da olur mantığıyla emir veya tavsiye edilmemiştir. Allah (cc) her meselede ve konuda olduğu gibi burada da boş, faydasız şeyleri emir ve tavsiyeden münezzehtir. Yapılması işlenen zerre miktarı da olsa onun yerine getirilmesinde kul için mutlak fayda vardır. Çünkü o ufacık şey ya bir boşluğu doldurmakta ya da bir şerre mani olmaktadır.

Hayata hitabetmeyen, ibadeti olmayan bir din henüz gelmedi ve gelmeyecek de. Son ve mükemmel din İslâm da bütün yüceliğiyle,erişilmezliğiyle, tazeliğiyle gözler önünde olduğuna göre başka türlü duşünmek de mümkün değildir.

Abdest, namaz, oruç, zekât, kurban, sadaka, tevbe, zikir, tefekkür, Kur’ân okumak, ilim tahsil etmek, hayır hasenatta bulunmak, Ahlâk-ı hamide sahibi ve bunlara bağlı binlerce vasıfla olmak iş olsun diye âyetlerde, hadislerde ele alınmadı. Gereği yapılsın diye emir, tavsiye ve teşvik edilmiştir. Bunun da en mükemmel Örneği Peygamberdir. Ona benzemek, onu taklit etmek. Ona ulaşmak. Yapılması gerekenler için yol aramak, yapma gayretinde olmak.Yoksa basit bahanelerle terketmenin yollarını aramak İslâm’ın esprisine terstir.

Bunun yanında terkedilmesi gerekenler de mutlaka terkedilsin diyedir. Yoksa göstermelik değildir. Şirk, gurur, kibir, haset, iftira, gıybet, zina, içki, kumar, hırsızlık, cinayet, yalım ve daha binlerce ahlâk-ı zemimeye konu olacaklar terkedilsin diye âyet ve hadisle haber verilmiş mü’minlerin dikkatleri çekilmiştir. Kul, bunları terketmek zorundadır. Hatta karşılığında dünyada ve ahirette uğrayacağı cezalar dahi belirtilmiş, işin ciddiyeti bu noktada gözler önüne serilmiştir. Ölçü Peygamberdir. O bütün bunlardan nasıl kaçınmışsa Öylece kaçınmak.

Ayrıca Kur’ân ve Sünnet’te Ahlâk-ı hamide ve Ahlâk-ı zemime de anlatılmış, çeşitli sıfatllarıyla de tek tek ortaya konmuştur. Dolayısıyla bu vasıflar kulda olması gerekenler olmaması gerekenleri anlatmakla kulu belirli bir neticeye  doğru yönlendirmektedir. Kul bunun ardından tercihi istikametinde gidince neticesine katlanacaktır. Çünkü bütün bunlar bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir. Bunlar vitrinlerde ve tezgâhlarda vatandaşın parası olmadığı için alamayıp seyrettiği cinsten şeyler değildir. Yani yukarıda da belirttik, bütün bunlar göstermelik değildir. Peygamber ahlâkına ulaşmak için ahlâk-ı zemimeyi tamamiyle terketmek, ahlâk-ı hamidenin bütün özelliklerine bezenmek şarttır.

Yine Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hadis-i Şerifte birtakım olaylar, kıssalar anlatılmakta ve bize haberler verilmektedir. Bu kıssalar dahi okunup, dinlenilip mazide yaşanan gerçekleri günümüze taşımakta adeta bizleri o olayların içine sokmakta ve aynı akıbetlerle karşı karşıya getirmektedirler. Yani bir taraftan tamamıyle ümit, cesaret, azim ve teşvik kapıları aralamakla, bir taraftan da elim akıbetlere karşı çok ciddi bir yaklaşımla uyarmakta, korkutmukta ve tehdit etmektedirler. Diğer bir ifadeyle Kur’ân ve hadisdeki örnekler bizi bugün yaşadığımız olayların neticesine ulaştırmaktadır. Böylece yaşanması gereken hayata doğru yönlendirmede bir itici kuvvet daima kul ile beraber vardır.

Netice olarak ortaya çıkan gerçek şudur. Birbirinin tam zıddı olan iki yol arasındadır. Bu noktada kulu yollardan birine zorlayan bir güç. yoktur. Ancak kulun önüne her iki yolun özellikleri fayda ve zarar olarak konulmuştur. İşte burada Önemine binaen üzerinde ısrarla durulması gereken bir husus vardır. O da; gerçekler sadece bütün çıplaklığıyla ortaya konmakla kalmamış, kulun hayrına ve menfaatine olanı tavsiye ve teşvik edilmiş hatta emredilmiştir. Yanlış ve kulun zararına olanı da şiddetle kınanmış, reddedilmiş ve yasaklanmıştır.

Bu münasebetle Allah (c.c) mutluk manada emredici ve yasaklayıcıdır.

dır. Bütün peygamberler de emredici ve yasaklayıcıdırlar. Nitekim Peygamberimiz Efendimizin en bariz vasıflarından biri de müjdeleyici ve korkutucu olmasıdır.

Aksi takdirde kulun imtihan için yaratılmış olmasının bir manası kalmaz. Cennet ve Cehennemin varlığının da gereği olmaz.

Bütün teşvikler, tavsiyeler, emirler kulu bir yere ulaştırmak içindir. Bütün kınamalar, sakındırmalar, yasaklamalar da kulu istenmeyen neticelerden korumak içindir. Bütün emirler ve yasaklar kul içindir, kulun mutlak menfaati içindir. Akıl ve irade ise bütün bunları anlayıp kendi hayrına olanı tercih etmesi içîndir.
İşte kul bu tercihinde gökler kadar hür ve bağımsız, fakat kendi hayrına olana yönelmesi için de tam bir sıkı takiptedir. Bu da adetullah gereği ve Allah’ın bir lütfudur.

“İcmâl Mayıs 1989 Sayfa – 9”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla